‘1Kıssadan Hisse’ Kategorisi için Arşiv

İki Bardak Su

Çok eski zamanlarda, bir Hükümdar varmış, zenginliği tüm dünyaca bilinirmiş. Hükümdar her gittiği yere, hazinesinin bir bölümünü götürür ve bunları sergilemekten büyük onur duyarmış. Hükümdarın yaşamda en çok güvendiği, tek akıl hocası bir Bilge kişiymiş.

Devamı »

Kayser Kızın Hidayeti

İbrahim Havas Hazretleri,gönül dünyamızı aydınlatan altın silsilenin önemli bir halkasıdır. Hazret,bir sene hacca gitmek niyetiyle yola çıkar. Yol boyunca kulağına “İbrahim Havas” diye gaipten
bir kadın sesi gelir ve gayri ihtiyari olarak Mekke tarafına değil de İstanbul’a doğru gider. Şehre girer ve orada kapısının önünde insanların toplandığı yüksek bir köşk görür. Daha sonra oradakilerden Rum Kayseri’nin kızının delirmiş olduğunu ve çaresi için doktorlarını topladığını öğrenir.
Aslında,Kayser’in kızı bir vesileyle Barnaba İncil’ini okumuş ve orada Efendimiz’le alakalı hakikatleri öğrenerek ihtida etmiş;papazlar ise “ruhuna şeytan girdi ve delirdi” gibi düşüncelerle onun yakılmasına karar vermişlerdir.
İbrahim Havas Hazretleri,”Ben prensesi tedavi edebilirim” diyerek onun yanına yaklaşır ve daha sonra aralarında şöyle bir konuşma geçer:
-Ey İbrahim Havas! hoş geldiniz!
-(İbrahim Havas Hazretleri,hayret dolu ifadelerle) Beni nereden tanıyorsunuz?
-Canımı,canana teslim etmek istedim ve Hak Teala’dan sevdiği bir kulunu yanıma göndermesini niyaz ettim. “Üzülme,yarın sana İbrahim Havas dostum gönderilir” buyuruldu.
-Hastalığınız nedir?
-Gerçeği buldum ve ihtida ettim. Bu sebeple halime delilik,ban da deli dediler.
-Bizim diyara gelmek ister misiniz?
-Sizin diyar neresidir?
-Mekke,Medine ve Kabe gibi mukaddes beldeler
-Sağ tarafına bak!
Sağ tarafına bakan İbrahim Havvas Hazretleri,bir düzlükte Mekke,Medine ve Beytü’l-makdisi karşısında görür. Az sonra prenses,”Vakit yaklaştı,istek ve arzu haddi aştı” deyip,kelime-i şehadet getirerek ruhunu Rahman’a teslim eder.
Kayser’in kızı,bütün debdebe ve ihtişamın yaşandığı bir saray ikliminde yetişmiştir. Onun bunları elinin tersiyle itip terk etmesi,kanatlanıp uçmasına yetmiştir.

ANA-BABA HAKKI

Ana-babaya iyilik ve ihsan evlât üzerine farzdır, onlara isyan etmek haramdır. Hadîs-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Cennet kokusu beşyüz yıllık mesafeden duyulur Ana-babasını Üzenler ve sılâ-l rahmi terk edenler.bunu duyamaz.) [Taberânî]
(Ömrünün uzun, rızkının bereketli olmasını istiyen, ana-babasına iyilik etsin, sıla-ı rahmde bulunsun!) [İ. Ahmed]
[Sılâ-i rahm, ana-baba ve yakın akrabayı ziyaret etmek demektir.}
(Hanımını anasından Üstün tutana Allah la'net etsin!) [M. Cinan]
(Allah indinde en faziletli amel, vaktinde kılınan namazdır, sonra ana-babaya iyiliktir.) [Müslim]
(Ana-babasından biri hayatta olup da, onun rızâsını almıyan, onu küstüren, Cehenneme girmeye müstehak olur.)

Eshâb-ı kiramdan biri Ya Resûlallah, ana-baba, evlâtlarına zulmetseler de rızâlarını alamıyan yine Cehenneme gider mi?) diye sorunca, Peygamber aleyhisselâm, üç defa (Evet zulmetseler de…) buyurdu (Beyhekî)
Şu hâlde ana-baba zâlim olup, evlâda zulmetseler de, günah işlemeyi emretseler de, yine onları üzmemeye, küstürmemeye çalışmalıdır! Günah olan emirleri yapılmaz ama, yine de onları üzücü söz söylemek caiz olmaz. Ana-baba kötü bile olsa, yine onlarla iyi geçinmelidir! Ziyaretlerini terk etmek büyük günahtır. Hiç olmazsa, selâm göndererek, tatlı mektup yazarak, telefon ederek, bu günahtan kurtulmalıdır!

Çocuğun da ana-baba üzerinde hakları
1- Evlâdın annesini iyi yerden almalıdır! Ya’nî çocuğun annesi olacak kız,sâliha ve iyi bir aileden olmalıdır! ileride, çocuk, annesiyle kötülenmemelidir!
2- Çocuğa iyi isim koymalıdır! Hadîs-i şerifte buyuruldu ki:(Üç oğlu olup da, birine benim adımı vermlyen, cahillik etmiş olur.) [Taberânî]
Ahmed, Mehmed, Mahmûd gibi Peygamber efendimizin isimlerini koymalıdır! Çünkü Allahü teâlâ, (Hatibimin-isminde olan müslümana azâb etmeye haya ederim.) buyurdu.
3- Çocuğuna Kur’ân-ı kerîmi öğretmelidir!
4- Çocukları helâl lokma ile beslemelidir! Böyle yapmazsa, haram gıdaların,yemeklerin te’sîri, çocuğun özüne işler çocukta uygunsuz işlerin meydana
gelmesine sebep olur. Hadîs-i şerifte,(Yiyip içtikleriniz helâl, temiz olsun!Çocuklarınız, bunlardan hâsıl olmaktadır.) buyuruldu.
5- Çocuğu yedi yaşından itibâren namaz kılmaya alıştırmalıdır!
6- Çocuğuna ilim öğretmelidir!Dünya ve âhırette kurtuluş ilimledir
7- Çocuklara iyilik etmelidir! Hadîs-i Şeriflerde buyuruldu ki:(Evlâdınıza ikram edin, ana-babanın sizde hakkı olduğu gibi, evlâdınızın da sizde hakkı vardır.) [Taberânî](Hediye verirken çocuklarınızın arasında eşitliğe riâyet edin!) [Taberânî]
8- Çocuğu güzel terbiye etmelidir!Hadîs-i şeriflerde buyuruldu ki:(Çocuğu güzel terbiye etmek, evlâdın baba üzerindeki haklanndandır.) [Beyhekî]
(Hepiniz, bir sürünün çobanı gibisiniz. Çoban sürüsünü koruduğu gibi, siz de evinizde ve emriniz altında olanları Cehennemden korumalısınız! Onlara müslümanlığı öğretmelisiniz! öğretmezseniz, mes’ûl olursunuz.) [Müslim]

Otuz Senede Neler Öğrendin?

OTUZ SENEDE NELER ÖĞRENDİN?

•Şakîk-ı Belhî hazretleri talebesi Hatim-i Esam’a sordu: Otuz senedir benden ilim tahsil ediyorsun? Neler öğrendin?
• Sekiz şey öğrendim efendim.
• Neymiş bu sekiz şey?
• Birincisi, halka baktım,herkes kendine bir arkadaş, birdost seçmiş. Herkesin dostu,kabre kadar arkadaş oluyor. Definden sonra çekip geliyor. Dü
şündüm, ben öyle bir dost bulmaluyım ki, devamlı arkadaşım olsun, kabirde de beni yalnız bırakmasın. Böyle bir arkadaş ise ancak sâlih amel olurdu. Ben de onu seçtim.
•Güzel seçmişsin. Diğerleri ne?
•İkincisi, halka baktım, çoğu nefsine esir olmuş. Hâlbuki Kur’ân-ı kerîmde, nefsine hâkim olan kimsenin yerinin Cennet olduğu bildirilmektedir. Kur’ân-ıkerîmin hak olduğunu bildiğim için nefsime esir olmadım, onunla mücâdele edip Hakkın emrine boyun eğmek mecburiyetinde bıraktım.
•Allah seni mübarek etsin!..
Üçüncüsü, halka baktım, dünyanın fâidesiz meşgalesi içine boğulmuş didinip duruyorlar. Bir şey kazandık zannederek onunla seviniyorlar. Hâlbuki Kur’ân-ı kerîmde, insanların kazandıkları ne kadar çok olursa olsun tükeneceği, fakat Allah’ın indindeki-lerin ise bakî olduğu bildirilmektedir. Senelerdir kazandıklarımın tükenmemesi için, âhıret azığı olarak hep bakî kalmak üzere Allah’ın indine emânet ettim. Ya’nî dine hizmet eden müesseselere ve diğer hayır hasenata verdim.
• Çok güzel etmişsin.
•Dördüncüsü, halka baktım, kimisi şerefi akrabasının çokluğunda görüyor, kimisi kibirlenmekle şeref sahibi olacağını zannediyor, kimisi sülâlesi ile iftihar ediyor. Hâlbuki Kurân-ı kerîmdeen şereflilerin takva sahihleri olduğu bildirilmektedir. Ya’nî bütün haramlardan kaçarak Allahemrine uymaktır. Ben de takvasahibi olmayı seçtim.
•Çok güzel…
• Beşincisi, halka baktım, bazısı mal ve makam sevgisi yüzünden birbirine haset ve buğz ediyorlar. Hâlbuki taksimatın ezelde sabit olduğunu ve bunu kimsenin değiştirmeğe gücünün yetmiyeceğini bildiğim için hiç kimseye haset etmedim. Hak Teâlâ-nın taksimatına razı oldum. Kimseye buğz etmeden helâlinden kazanmağa çalışdım.
• Ne iyi yapmışsın ve ne iyi söylüyorsun.
• Altıncısı, halka baktım,bazılan nefsânî garaz ve şeytanî vesveseler yüzünden birbirine düşmanlık ediyor. Hâlbuki Allahü Teâlâ, “Şeytan sizin düşmanınızdır.” buyuruyor. Şeytanı kendime düşman bildim. Onun hilesine düşmemeğe çalıştım. Alla-hın emrine uyarak doğru yolda yürümeğe gayret ettim.
• Güzel etmişsin ey Hatim.
• Yedincisi, halka baktım.
Bazısı dünyalık ihtiyâçlarını kazanmak için nefsine esir düşerek haram ve şüpheli şeylerden kaçamıyorlar. Halbuki Kur’ân-ı kerîmde her canlınınrızkının Allahü teâlâya ait olduğu bildirilmektedir. Ben de yeryüzündeki canlılardan birisiyim. Allahın benim de rızkımı tekeffül ettiğinibildim. Bu bakımdan harama el uzatmadım. Rızkımın helâl yoldan gelmesine çalıştım.
• Güzel etmişsin.
• Sekizincisi, halka baktım.Kimi malına mülküne, kimi mesleğine, kimi sanatına, kimi bileğine güveniyor. Kimi diplomasına, kimi oğluna kızına, kimi
kendine bırakılan mirasa güveniyor. Hâlbuki herkesin güvendiği bir şey vardır. Hâlbuki Kur’ân-ı kerîmde, tam bir tevekkül ile Allah’a güvenip dayanan kimseye Rabbimizin kâfi geleceği bildirilmektedir. Sebeplere sarılaraktam bir tevekkül ile AJlah’a itimat edip O’na güvendim.
•En güzelini yapmışsın ey Hatim. Allah seni muvaffak etsin. Hakîkaten dört kitapta mevcut olan ilim ve ma’rifetin bu sekiz temel üzerinde bulunduğunu gördüm. Bu sekiz usûl ile ameleden kimse dünya ve âhıret saadetini kazanmış olur.

Selam olsun İbrahim’e

Bu başlık bana ait değil; Kuran’a ait. (37:109)
‘Kimlik sınavı’ndan ateşle sınanarak geçen İbrahim,
‘kişilik sınavı’nı da “kurban”la verip, özbenliğine ve
onun işaret ettiği Mutlak Hakikat’e takarrubu
(yaklaşması) üzerine, göklerin tebrikini işte bu
şekilde alıyordu.

İbrahim, kendisini ciddiye almanın öbür adıydı.
Kendisini ciddiye aldığı için, inancını ve inkarını,
“evet”ini ve “hayır”ını, kabulünü ve reddini ciddiye
aldı. Bu ciddiye alış sayesinde, “parmak ayı
gösterirken parmağa değil, parmağın gösterdiği
istikamete bakmayı” becerdi. Güneşe, aya ve yıldızlara
takılmadı; onları hakikat yürüyüşünde bir işaret taşı
olarak kullandı.

Kişinin kendisini ciddiye alması, hayatı ciddiye
almasıdır. Hayatın anlamını kavrayamayan ve ona anlam
veremeyen; “anlamsız” bir hayatı nasıl ciddiye alsın?
Hayatını anlamlandıranın yalnız hayatı değil, düşleri,
hülyaları, umutları ve duaları da ciddiye alınmayı
hak eder. İşte İbrahim, hayatı ciddiye aldığı için
rüyasını, hülyasını, duasını da ciddiye aldı.
Kendisini ciddiye alanları Allah da ciddiye alırdı. Bu
nedenle İbrahim’in rüyası, hülyası ve duası gökler
katında ciddiye alındı; sonucu o ciddiyetle
değerlendirildi. Bu ciddiyet, İbrahim’in gök kubbeye
saldığı çığlığın 4000 yıl sonra dahi burada/şimdi gibi
yankılanmasından anlaşılmıyor mu?

Nemrut’un ateşine odun taşıyanların yüzünü kararttığı
bir dünyada, İbrahimî bir teslimiyete, İbrahimî bir
dirence, İbrahimî bir adanışa, İbrahimî bir imana ne
kadar da ihtiyacımız var.

Çağın Nemrutları her yerdeler; çağın İbrahimleri
nerdeler? Nerdeler kendisini, inancını ve inkarını
ciddiye alanlar? Nerdeler, hakikati aramanın bedelini
ödeyerek hakikate ulaşanlar? Nerdeler geçiciye,
dünyalığa, aldanışa “kurban gitmeyecek” sahici
“Kurbanlar”?

Bayram onların bayramıdır; bayram kurbanların
bayramıdır, kendi öz benliğine yanaşan, onunla
buluşan, bilişen, tanışan ve sarışanların, sorumluluk
şuuruna ulaşanların bayramıdır. Böylelerinin payına,
kurban bayramlarında “et” değil “dert” düşer, elem
düşer, ıstırap düşer. Çünkü onlar “he”nin ağladığını
görmüşlerdir.

“He”nin ağladığını görenler

Zamanın ve mekanın, tarihin ve coğrafyanın gözlerini
görenler “he”nin de gözlerini görürler. Sadece
“sözlere” değil, yüzlere ve özlere de bakmayı
becerenler, “he”nin gözlerine bakmayı da becerirler.
İşte bu talihlilerden biri, Asaf Halet Çelebi “he”nin
gözlerini görmüş; aşkına Bisütunları boyun eğdiren
zamanın Ferhatlarına sesleniyor:

“vurma kazmayı

ferhaat

he’nin iki gözü iki çeşme

aaahhh

dağın içinde ne var ki

güm güm öter

ya senin içinde ne var

ferhaat”

Çelebi’nin he’nin ağladığını gören gözleri gerçek
İbrahim’i de put kırarken görmüş. O, put yapımcılarına
kızmıyor sadece, ‘sahte İbrahimlere’ de kızıyor:

“İbrahim

içimdeki putları devir

elindeki baltayla

kırılan putların yerine

yenilerini koyan kim

………..

İbrahim

Gönlümü put sanıp da kıran kim”

Bayramlar gönülleri imar seferberliğidir

Elindeki baltayı “putların” yerine gönüllere
vuranların ve kalpleri “put” niyetine kıranların
elinden, öncelikle o baltaları almak gerek. Dahası,
kırık gönülleri sarmak, dertli yüreklere derman, kırık
kalplere merhem olmak gerek. Bir toplumda, gönülleri
imar edecek olanlar, mamur bir gönül taşıma
bahtiyarlığına erenlerdir.

Korkmayın çağın sahte tanrılarından; tüm ihtişamlarını
korkunun krallığına borçlu olanların ekmeğine katık
olmayın. Yığınların korkularından kendilerine iktidar
çıkaranların geleceği olmaz. Aldanmayın onların sahte
ihtişamına; onların ihtişamı Kur’an’ın ifadesiyle
“giydirilmiş kalaslara”, İncil’in ifadesiyle “badanalı
kabirlere” benzer.
Geleceği yeniden inşa edecek olanlar, kırık gönülleri
ihya edecek olanlardır. Bayramlar bunun için bulunmaz
fırsatlardır. Sabır ipliğini aşk iğnesine geçirip
yırtılan umutları dikin. Toplumun tüm öksüzleri,
yetimleri, yoksulları, açları, susuzları sizin doğal
müttefikinizdir. Sadece Kurban bayramı dolayısıyla
doyasıya et yüzü gören milyonların duygularını, halkın
yoksulluğuyla ve acılarıyla dalga geçercesine hayvan
muhabbetleri kurban bayramlarında depreşen yerli
‘fransızlar’ nasıl anlasın?

Düşünce mağdurlarının yattığı hapishaneler, hastaneler,
çocuk yuvaları, huzurevleri, yoksul varoşlar sizden
sorulur. Mezardaki ölülerini dahi bayramlarda
unutmayacak kadar vefakâr olanların, mağdur, mahkum,
mazlum, masum dirilerini unutması düşünülemez.

Nemrut’un ateşine odun taşıyanlara karşılık, İbrahim’e
su taşıyanların bayramı zaten mübarektir.

Mustafa İslamoğlu

Sonraki Sayfa »